Mardin’in en zengin ve en elit ilçesi hangisi? – Sarıgöl Gündem Gazetesi

Date:

Mardin ülkemizin zengin tarihe sahip olan şehirlerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Yurttaşlar Mardin hakkında pek çok soru soruyorlar. İşte bu sorulardan olan Mardin’in en zengin ve en elit ilçesi hangisi? Gibi soruların cevaplarına haberimiz içerisinde ulaşabilirsiniz.

Mardin’in en zengin ve en elit ilçesi hangisi?

Mardin, tarihte birçok kültürel etkileşimle dolu bir şehirdir. Hammaddeleri “taş ve kil” olarak bilinen Mardin, diğer medeniyetlerin elinde bulunmayan “KİL MÜHRÜ” olarak nitelendirilebilir. Kil, yazının öğrenmesini sağlayan önemli bir faktördür. Mardin, Mezopotamya ve Mısır gibi büyük bölgelerde yaşayan farklı diller, dinler ve kültürleri bir arada taşıyarak ortaya çıkmaktadır.

Mardin, Kuzey Mezopotamya’nın önemli bir kentidir ve Müsteriyen sürecinden (M.Ö. 50.000) beri yerleşim yeri olarak kabul edilmiştir. Daha sonra hububat üretimi ekonomisinin başladığı dönemlerdeki sürekli yerleşim alanları içinde kendisine önemli bir yer kazanmıştır. Mezopotamya’nın dağlık sınırlarında, Jermo’nun Neolotik yerleşiminde sırayla 3.000 yıllık geçiş dönemlerini izlemek mümkündür.

Çömlekçilik, evcil hayvanlar ve ekili topraklarla birlikte sürekli yerleşim başladığı M.Ö. 6750 yılına kadar uzanan bir süreçtir. Bu süreçte Dicle’den Akdeniz’e kadar uzanan devletlerin egemenliği altında olan dönemlerdir. Tell Halaf olarak bilinen bu dönemde, Habur Nehri üzerindeki bir sitede bakır M.Ö. 4.500’de işlenmeye başlamıştır. Burada hububat ve evcil hayvanların daha fazla görülmesi, tekerlekli araçlar, taş kaplamalı yollar, tonoz prensibinin uygulanması ve yüksek dereceli fırınlardan oluşmuştur.

Mardin’in ve Mezopotamya’nın en eski yerleşimcileri, yazılı kayıtlar, yazılı kültür, Sümerlerden sonra Akadlardan önce M.Ö. 3. binyılın sonlarına kadar Kuzey Mezopotamya’da yaşayan ve Hurilerin kökenleri veya yakın akrabaları olan Subarulardır. Bunların Mardin’deki mevcut durumları bilinmekle birlikte, geçmişleri ve göç yollarıyla ilgili kesin bilgiler yoktur. Şimdiye kadar etkileri belirtilenlerden daha fazla olduğu düşünülmektedir.

Sümer dilinin ortaya çıkışıyla ilgili M.Ö. 4. ve 3. yüzyıllarda, tarih öncesi karanlık dönemlerin sona ermesi ve yazının mevcut olduğu zamanlarda ilerlemelerin başlaması söylenir. Sümerler, konuşma ve hareketleri; kelime ve heceleri temsil eden şekillerden oluşan bir sistemle ifade ederler.

M.Ö. yaklaşık 3000’de, Erech’teki merkezde Sümer’lerin muhtemelen Sümer’lerin silindirik mühür ve yazının ortaya çıkışı gibi, binalarda da taş kullanmaya başladıkları söylenir. Bu arada Akad (M.Ö. 2334-2154) Hanedanlığı’ndan önceki yazılan hemen hemen bütün dokümanlar Sümer dilinde yazılmıştır. Sümer dili bitişken bir dil olup, farklı dil bilgisi kurallarını ve ilintilerini ifade eden önek ve sonekler isim veya fiil köküne bir sıra ile eklenmiştir.

Mardin, M.Ö. 4. binyılda Sümerlerin yönetimine başladığı ve daha sonra sürekli değişen birçok faktöre bağlı olarak geliştiği bir şehirdir. Sümerlerin mirasçıları ve yöneticileri, diğer tarihi unsurların önemini göstermişlerdir. Mezopotamya’da Sümer şehir devletleri, yarım milenyumda gelişmiş ve iki milenyumda Mezopotamya kültürünün büyük bir kısmını oluşturmuşlardır.

Akadların ve diğer Akad öncesi ismen bilinmeyen Semitik unsurların tahminlere göre az çok göçebe bir hayat sürmekte oldukları görülmüştür. Bununla birlikte, evcil koyun ve keçi sürülerine sahip olduklarından sulu alanlardan bir günlük yürüyüş mesafesinden daha fazla bir zaman alacak olan bir yerde konaklamamaktaydılar. Mezopotamya tarihinde ve özellikle Mardin tarihinde 2350 yılını tarihi bir dönüm noktası olarak ele almanın birçok nedeni bulunmaktadır.

Birincisi, Mezopotamya toprakları üzerinde ilk defa bir imparatorluk yükselmiştir. Bu imparatorluğun itici gücü de Akadlardır. Sümerlerle yan yana duran bu unsur adeta onlarla anlamdaş oldular. Akadların en önemli yöneticileri Sargon, Rimuş, Maniştusu, Naram-sin ve Şar-kali-şarri olup, bu yöneticiler 142 yıl hüküm sürmüşlerdir.

Babil Dönemi: Sümerler, ikinci bin yılda Hamburabi’nin birleşik krallığında en güçlü devletlerden biri oldu. Bu dönemde Mezopotamya, küçük devletlerin birleşmesiyle oluşan bir mozaik halindeydi. Hamburabi, koalisyon kurmak için yetenekli bir yönetimciydi ve kendisinden önceki yöneticilerden daha güçlü oldu. Hamburabi’nin oğlu Samsuili (M.Ö. 1749-1712) döneminde Babil İmparatorluğu büyük oranda çöküşe girdi.

Politik birlikteliğin zayıflamasına rağmen, Babil Dönemi aktif entelektüelliğin en yüksek seviyesinde olduğu ve çoğaldığı bir dönemdi. HURİLER: Huriler eski yakın doğu medeniyetinin yörüngesine M.Ö. 3. binyılın sonlarına kadar girdiler. Huriler, dönemlerinin yüksek noktasına ancak 2. binyılın ortalarına kadar kavuşabildiler. 15. yüzyılda, Alakh ağır bir şekilde Hurileşti ve Mitanni İmparatorlu’nda, Huriler en güçlü nüfus yapılarıyla önde gelen bir unsur oldu.

Mitanni ve Huri Krallığı: 1600’den sonra Mezopotamya’da Semitik devletlerin güçsüzlüğü nedeniyle, Huriler bu bölgede daha güçlü bir şekilde yaşamaya başladılar ve Asya Minör (Anadolu)’da, Mezopotamya ve Suriye’de birçok küçük devlet kurduklarını gösteriyorlar. Kısa bir süre sonra, 1500’den itibaren Mitanni Krallığı Mezopotamya’da Habur Nehrinin kenarında kuruldu. Dahili zorluklar nedeniyle zayıf olan Hitit ve Asurların Mittani Krallığı, büyük bir politik sorun yarattı.

Bununla birlikte, son dönem Babil şehir kültürünün gelişmesini yavaşlattı. Mezopotamya (Özellikle Nisibis) M.Ö. 1. yüzyılda Ermenilerin etkisi altında kaldı ama Phraates III (M.Ö. 70-58/57’de hüküm sürdü.) onları yeniden Partlara bağladı. Yakın Doğu’da Roma gücünün artmasıyla birlikte, Mardin’de Roma ve Partlar arasında bir sınır oluşturuldu. Nusaybin Part kontrolünde oldu.

Mardin, Osmanlı Devleti’nin zirve sürecinde 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır ancak daha sonraları modernize edilmemesi, dahili ve harici sebeplerle gerilemeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hızlandıran harici sebepler arasında ticaret yollarının yön değiştirmesi, endüstriyel devrimi gerçekleştirememesi, modern askeri teknikleri uygulamadaki gecikmeler yer almaktadır. Osmanlı Devleti’ndeki entegrasyonun bozulmasının bir başka önemli nedeni de Fransız Devriminden sonra baş gösteren ayrılıkçı ve milliyetçi akımlar olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Sykes-Picot Anlaşması (16 Mayıs 1916) ile birlikte Osmanlı Devleti’nin parçalanmak istenmesi sonucunda aralarında Mardin’in de bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin İngiliz ve Fransız Güçleri arasında paylaşılması hedeflenmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın gayretleriyle, Mardin, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nden (23 Nisan 1920) ve Cumhuriyet’in 1923’te ilanından önce işgale karşı şiddetle karşı çıkmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti: Misak-ı Milli adıyla tamamen bağımsızlığı amaçlayan bir cumhuriyet kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplantısından sonra, Ankara’da yeni oluşturulan Meclis’e katılmak için seçimler yapıldı. Türkiye’nin her ilinden beşer milletvekili seçildi. Ayrıca, İstanbul Meclisi’ndeki üyeler de Ankara’da yeni Meclise katılmalarını teklif etti. Bunun karşılığında, İstanbul Meclisi üyesi olan Derviş Vural da Ankara’da yeni Meclise katıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Mardin, bu ülkenin önemli bir kenti oldu.

Dünya’da istikrarın kaybettiği bir dönemde, Mardin, eski ihtişamlı günlerine dönmeye başladı. Mardin, Akdeniz’den İran’a ve Anadolu’nun kuzey-güney ekseninden aşağı Mezopotamya’ya kadar uzanan geçmişteki ticaret rotasının yeniden önemli bir kavşak noktası olması için hedefine doğru adım adım ilerliyor. Tüm Dünya’da insanlığın beşiği (Cradle of Mankind) olarak kabul edilen Kuzey Mesopotamya’nın bu eşsiz kenti, yeniden tarihteki önemli rolünü oynamak üzere “Kil Mührü” eline almış durumdadır.

Mardin hakkında vatandaşların sorduğu Mardin’in en zengin ve en elit ilçesi hangisi? Sorusunun cevabı olarak karşımıza Midyat ilçesi çıkıyor.

Midyat İlçesi

Midyat, Dargeçit, Ömerli, Savur, Gercüş, Nusaybin ve İdil ilçeleriyle çevrili bir ilçedir. Doğu Batman, batı Şırnak, güney Nusaybin ve güney İdil ilçelerine yakın bir konumdadır. Bu ad, ibadet edenlerin dağı ve diyarı anlamına gelir. Bu bölgenin yüzölçümü 10.000 Km2’den büyüktür.

Midyat ilçesi adının ve kuruluşunun tarihi konusunda farklı yorumlar vardır. Bazı kaynaklara göre, İlçenin adı Farsça, Arapça ve Süryanice kelimelerinin birleşmesinden oluşan “AYNA” kelimesinden gelmektedir.

Başka bir kaynağa göre de Midyat, Mağaralar Kenti anlamına gelen “MATİATE” kelimesinden ismini almıştır. Bu görüşe göre, “MATİATE” isminin Asur yazıtlarında M.Ö. 9.Yüzyılda geçtiğini ve Asur imparatorlarından II. Aşurnasipal M.Ö. 879 yılında Midyat ve köyleri buyruğunu ona soktuğunu ifade etmektedir. Ayrıca Midyat’ta ilk yerleşim yerinin mağaralar olduğunu gösteren “Elath” mevkiinin (Midyat’a 3 Km. uzaklıkta ve Acırlı Beldesi yakınında bulunan Ziyaret-Mesire Yeri) Romalılar döneminden günümüze kadar olduğu bildirilmektedir.

Eti Türkleri, Orta Asya’dan Anadolu’ya ulaşarak Mardin İlçesine yerleşmişlerdir. Mezopotamya’nın Dicle ve Fırat Nehirleri arasında bulunan ve verimli topraklara sahip olan bölgeye girmişlerdir. (M.Ö. 2000 yıllarında) Bölgeden geçişler sırasında Midyat’ı büyük bir mağara şehri haline getirmişlerdir. Mağaralar hayvanlarını da barındırmıştır. Midyat’ın altında barınak olarak kullanılan mağaralar birbirleriyle bağlantılıdır. Daha sonra bu bölgeye Orta Asya Türklerinin öncü göçebeleri olan Komuk Türkleri gelip yerleşmiştir.

midyat zengin ve elit ilçesi

Bölgeye gelen Komuklar, Asurilerle sürekli savaşmışlardır. Asurilerin bazı yerleri bölgeyi ele geçirmişlerdir. Ama bu savaşlar çok uzun sürmüş ve her seferinde çekilmek zorunda kalmışlardır. Asur Hükümdarı Tıglat, Komukların tamamen duruma hakim olduğunu söylemiştir. M.Ö. 500-100 yılları arasında bölge, farklı kavimlerin saldırılarına maruz kalmıştır. Makedonyalılar, Persler, Romalılar bu bölgede hüküm kurmuşlardır. Midyat’ın asıl meskun olduğu veya bölge olarak kurulduğu Selefkuslar devrine dayanmaktadır (M.Ö.180 Yılları).

M.S. V. yılında Hıristiyanlık bölgeyi hakim olmuştur. VI. yüzyılda İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte Arapların bölgeyi ele geçirmesi ve VII. yüzyılda Halit B. Velid orduları bölgeyi fethetmişlerdir. Abbasiler döneminde bölgede imar ve kalkınma faaliyetleri gerçekleşmiştir. Midyat köylerinin bir kısmı Harun El Reşit döneminde kurulmuştur. Harun El Reşit’in oğlu Memun’un Türk-Arap karışımı olarak kurduğu büyük bir ordu Cizre-Mardin eski patika yolu boyunca yüz karakola yerleştirilmiştir.

Mahalmiler böyle doğmuşlardır. Midyat ve çevresindeki köylere verilen “MAHALMİ” adı buradan gelmektedir. Mahalmi; yüz mahalle, yüz yer, yüz ordugah anlamına gelir ve bugün de Cizre’den Mardin’e kadar eski patika yolu, özellikle eski Bağdat yolu üzerindeki (bu kervan yolu üzerindeki) bu köyler, Türkçe, Süryanice ve ağırlıklı olarak Arapça karışımı Mahalmice diye adlandırılan bir dili konuşur.

XI. yüzyılda Artuk Devleti, batıda Halep, doğuda Musul ve Bitlis, Kuzeyde Harput (Elazığ), güneyde Darzuru’nu ele geçirmiş ve Midyat da bu devletin bir parçası haline gelmiştir. Midyat, Mardin, Hasankeyf ve Musul eyaletleri arasında irtibat kurduğu bir bölge olarak en güzel dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemde bölgenin merkezi Derizbin (Acırlı) köyüdür. Derizbin beyleri Artukoğullarına bağlı bir yarı müstakil beylik olarak hüküm sürmüşlerdir.

Uşak ilinin hangi ilçesinde ne meşhur?

Uşak ilinin hangi ilçesinde ne meşhur?

Mervaniler ve Eyyübiler’den sonra Midyat 1535 yılında Bıyıklı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilmiştir. 1838 yılında Diyarbakır Valisi Ali Paşa ziyaret ettiği Midyat’ta, bir redif taburu kurulmuştur. 1810 yılında ilçe olan Midyat, 1915’te Cevat Paşa tarafından imar görülmüştür. Askeri Kışla, Cevat Paşa Camii ve Ulu Camii bu dönemde inşa edilmiştir.

Kaynak: Hatice Zeybek

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Share post:

Subscribe

spot_imgspot_img

Popular

More like this
Related